Kim Mutlu?

2012-02-02 14:27:00

  Pazar kahvaltısında arkadaşlarla sohbetin ardından eve giderken bu soruyu düşündüm; acaba kim mutlu? Herkes kafasındaki check list'e tikleri atmadan mutlu olamayacağına saplantılı bir şekilde takılmış durumda. Biz İstanbullular; yaş, çalıştığı iş, oturduğu semt fark etmeksizin neredeyse aynı isteklerin peşinde koşuyoruz. Bu durumla ilgili kimseyi suçlamamak gerek, sadece dönüştüğümüz model bu herhalde. "İyi" bir ilişkiye sahip olmak, işe gittiğimizde patrondan nefret etmeden huzurlu bir gün geçirmek, trafikte geçen vaktimizi daha eğlenceli kılmak, üşenmeden düzenli olarak spora gitmek ve kendimizi ailemize yeterince vakit ayıramadığımız için suçlu hissetmemek. Bu "minimal" istekleri yakalamak ise göründüğü kadar kolay değil. İş, uyku dışındaki hayatımızın yüzde kaçını alıyor, %70-80 mi yoksa daha mı fazla? Trafik peki? Bize kalan %10'luk zaman dliminde spora gitmeyi becerebiliyorsanız şanslısınız… İyi bir ilişki ise tam bir piyango! Genelde işyerlerinde romantik bir ilişkiye sıcak bakılmaz ve bunun için kendi sosyal ortamınızda birileriyle tanışmanız gerekir. Haftasonları ev ve kendiniz için alışveriş, arkadaşlarla buluşma, gitmek istediğiniz filme gitme gibi garantili aktiviteler varken kaçımız yeni bir çevreye girebiliyor? Bir süre sonra bu kısır döngü hayatımızın bir rutini olmaya başlıyor. Kim mutlu sorusuna tekrar dönersek, sızlanmayı bırakıp belki bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Çok büyük bir sağlık problemimiz yoksa ya da büyük bir suç işlemediysek; anı geçirmekteki özgürlüğümüz aslında tamamen elimizde. Hepinize işi bırakın, Hawai'de bar açın demiyorum ama böyle şikayet ederek ya da olmayan bir şeyin peşinde umutsuzca koşarak devam ... Devamı

Kurumsalda Bekar Olmak

2012-02-02 14:25:00

  Kurumsal firmalarda insanlar ikiye ayrılır. Evliler ve bekarlar. Bu ayrım ne kadın dinler ne erkek. Kurumsalda bekar olmak başlı başına bir fenomen! İstanbul'da herhalde büyük çoğunluğumuz kurumsal bir firmada beyaz yaka personel olarak çalışıyoruzdur. Genelde çalışan kitleye baktığımızda çok junior seviyelerden bahsetmiyorsak, kitle hep evli hatta çocuklu insanlardan oluşuyor. Bu durum biz bekarlar için çok da pozitif sonuçlara yol açmıyor. Neden dersek, bu çocuklu kitlesi ne zaman ki mesaiye kalınması gerekecek, proje yetişmedi ya da haftasonu takip edilmesi gereken bir organizasyon var, o zaman envai çeşit çocuk hastalığını bahane edip işe gelmeme lüksüne her daim sahiptir. Biz zavallı bekarların bırakın böyle bi durumda işe gelmemeyi, bunu aklımızdan geçirmeye bile hakkımız yoktur. Çünkü bizim özel hayatımız eğer evli ve çocuklu değilsek başka insanlar için o kadar da "özel" sayılmıyor. Uğruna fedakarlık yapılacak bir çocuğunuz ya da eşiniz yok ise, sizin o akşam uykusuz, yorgun ya da hasta olmanız müdürünüz için hiçbir şey ifade etmiyor! Biz bekarlara içten içe empoze edilen yangında kurtarılacak 2. sınıf vatandaş muamelesi gerçeğini görmemek zor! Bu belkide Kurumsal Hayatta Survival 101 dersi olarak üniversitelerde verilmeli:) Oysa biz bekarlara, evlilerden daha çok tolerans gösterilmeli, hele de yalnız yaşıyorsak evin her türlü saçmalığıyla biz ilgilenmek zorundayız. Internet bağlantısı nedensiz yere kesildiyse çağrı merkezleriyle telefonda yarım saat boğuşmaca, bi haftasonum var onu da dinlenerek geçirmek istiyorum derken gözünüzün içine içine batan dağınık evinizi toparlamaca, geçen gün market alışverişinizde ... Devamı

"Yeni"den Gelen Güç ve Break Up Fantasy

2012-01-24 17:57:00

  Hepimiz bazen herşeye yeniden başlamak isteriz, eski bizden kurtulmak ve belki de içgüdüsel olarak kendimizi tekrar kadın/erkek ilişkilerinde  "market value" sahibi hissetmek için.. Kız/erkek arkadaşınızı  yenilemek, insanı bazen evini, arabasını, esse'den aldığı mumları yenilemekten daha fazla refresh edebiliyor.. Özellikle İstanbul'da, hayatımızı iş toplantıları, öğle arası kahveleri, akşam event'leri ile overdose yaşarken yanımızdaki partnerimiz  de hayatımızdaki bu koşturmacaya azıcık fit etmeli. İlişkilerde aşk, tutku tabiki önemli ama yetişkin iki insan olarak birbirinizin hayatına karşı saygılı olma, her dakika birbirinizi tüketmektense karşı tarafa nefes alma payı bırakma  çok daha önemli. Aslında belki de metropol insanı olarak bize eşlik edebilecek bir aktivite partneri arıyoruzdur kimbilir; arkadaşlarla bi drink için dışarı çıktığımızda, departman müdürünün Suada'daki veda yemeğinde ya da evde oturmuş CSI izlerken yanımızda olmasını istediğimiz biri… Ee aynı zamanda bizi duygusal olarak da tatmin etmeli, gerektiğinde beraber saçmalaya da bilmeliyiz. Bu saydığım to do list'ten sınıfta kalan partnerlerle ilişkimiz kangrene dönüşmeden, onların doğal seleksiyonla aramızdan ayrılmasına izin vermeliyiz.  'Yeni'den gelen güce kulak vermeli ve kendi break up fantasy'mizi yaşamalıyız:) Break up periyodunu kabusa dönüştürmemek için yapmamız gereken şeyler aslında çok basit ve tecrübeyle sabit(!) diyebilirim. İşte size, editörden break up fantasy için küçük ipuçları, -Ayrılık kendi entourage'ınızı oluşturmanız  ve kendinizi  "single&fabulous" hissetmeniz için karşınıza çıkan bir fırsat. Kendimize odaklanmak birinci kural. Bebek'te bi d... Devamı

Kadın vs. Erkek

2012-01-24 17:55:00

Kadın erkek ilişkilerini bu kadar komplike kılan nedir? Yani üzerine tonlarca kitap yazılan, iş yerinde 10dk’lık kahve aralarında tekrar tekrar irdelenen ve bıraksanız sabaha kadar tartışılacak olan, kimi zaman ana haber bültenlerine taşınan bu olay nedir? Pek ünlü bir manken diğer ünlü popçu şahsiyete “gay damgası” vurmuş, bir diğer lüzumlu kişilik karısını seviyormuş ama aldatmadan edemiyormuş, bir başkası severek ayrılıyormuş, bir diğer şıpsevdi evleniyormuş, çapkın iş adamı evlenmiyormuş bir de utanmadan dost hayatı yaşıyormuş... Kanımca yapılan en büyük hata ilişkilere Kadın vs Erkek penceresinden bakmak. Oysaki  burada versus’luk bir durum yok. Kadın da erkek de en nihayetinde insandır ve çoğu zaman temelde aynı şeyleri ister. Öyle kadınlar Satürn’den erkekler Uranüs’den falan gelmedi, insan aklı kendini haklı çıkarmak ve iyi hissettirmek için nelere inanabiliyor! Kadınlar ve erkekler farklı dilleri konuşuyor masalını bir kenara bırakıp daha fazla kendimizi kandırmadan gerçeklerle devam edelim: -  Söylemek istediğiniz şeyi söyleyin, söylemek istemiyorsanız da söylemeyin. Fakat lütfen kendi içinizde retorik sorularla bir monolog kurup son cümleyi sesli olarak karşı tarafa iletmeyin. Burada satranç oynamıyoruz, 8 hamle ilersini görüp ona göre cümle kurmanız karşı taraf için anlamsız bir challange. -  Kendinizi bir yere emrivaki davet ettirmeyin ve aynı şekilde istemediğiniz bir ortama onu da çağırmayın. Kimse başbakanlık protokol heyetinde yer almıyor, herkesin her yerde boy göstermesine gerek yok, biraz nefes alın, gevşeyin, ne bileyim ayağınızı uzatıp müzik dinleyin, dergi karıştırın. -  Cep telefonuna kitlenip her dakika aradı mı aramadı mı heyecanını bir kenara bırakın. Bu kadar drama gerek yok. Siz... Devamı